15/12/2009 - 20091217 - YOKSA TARİH ONLARI AFFETMEYECEK!.. |
YOKSA TARİH ONLARI AFFETMEYECEK!..
Beklenen ama hiçbir zaman istenmeyen noktaya ramak kalıyor galiba…
Kılıçlar kınından çekiliyor, bir taraf “Hodri meydan!” derken, diğer taraf verilecek olan dilekçeleri bekliyor…
*
Daha önceleri de söyledik, eski DTP tarafı, iyi ve kötü olarak ikiye ayrılmış gibi görünürlerken, partinin kapatılmasıyla birlikte düşüncelerin ve isteklerin tek olduğu belirgin bir şekilde görülmeye başlandı…
Talepler belli…
Önceleri örtülü olan, masummuş gibi görünen satır aralarında yer alan talepler satır aralarından çıkartılmaya başlandı.
Net ve açık bir biçimde…
*
Yumuşak başlayan söylemler sertleşmeye…
Sokak çatışmalarıymış gibi başlayan eylemlerse çok daha öte bir hal almaya başladı…
Vatandaş huzursuz, esnaf tedirgin…
Bütün bunların yanında hükümet ve muhalefet nelerle meşgul?
Birbirlerine karşı -üstlendikleri makamlara- yakışmayan ithamlar, söylemler ve tavırlarla…
Başbakan meclis kürsüsünden ana muhalefet ve muhalefet liderlerine “Sen” diye -el kol hareketini de ‘sen’ ile bütünleştirerek- hitap ederlerken, karşı taraf da aynı üslupla, hatta biraz daha ileri giderek hitap etmektedirler…
Görünen o ki ne hükümet muhalefetle ne de muhalefet hükümetle anlaşma zemini aramanın gayreti içindedirler…
Taraflar kendileri adına yaptıkları söylem ve eylemlerin haklılıklarını ispatlamaya çalışırlarken, ülkede; ekonomik, sosyal ve siyasal hayat yara almaya devam ediyor…
*
Bugün iktidar, bir açılım bataklığının içine gömüldükçe gömülüyor.
Ne çıkabiliyor ne de batıyor…
Ne de “Pardon bu konuda yanlışlarımız var” diyebiliyor…
Aslında baştan beri “Açılım” denen bu şey tamamen “kapalı bir kutu” görünümündeydi, hâlâ da o özelliğini koruyor. Muhalefet ise “İlle de odunumun parası” diyerek, bir türlü, diyalog kurmanın derdine girmiyorlar…
Devlet ve ülke meselesini, kişisel mesele haline getirerek -üzgünüm ama çocuk gibi- bir zıtlaşmanın içine düşmüşler.
Belki çok kötü bir hatırlatma bu ama; 12 Eylül öncesi de tıpkı buna benzer olayları yaşıyorduk…
Aradaki tek fark o zaman sağ sol çatışmaları vardı, bugün terör…
O zaman da ister sağdan ister soldan her gün gençlerimiz ölüyordu, şimdi de askerlerimiz ölüyor…
O zaman da liderler aralarındaki anlaşma zeminlerini tamamen ortadan kaldırmışlardı, şimdi de kaldırmış gözüküyorlar…
*
Benim ülkemde tarih dördüncü kez tekerrür etmesin istiyorum…
Liderlerin önce liderlik konumlarına, temsil ettikleri kurum ve kuruluşlara ve arkalarındaki seçmenlerine karşı sorumlu davranmalarını ve hitaplarını tavırlarını ona göre belirlemelerini ne kadar arzu ediyorum bilemezsiniz…
Sonra da oturup ülkenin geleceği adına -birbirlerini sevmeseler de, hazzetmeseler de-, yaşanan bu sıkıntıların çözülmesi için yurttaşlarından aldıkları sorumluluklarını yerine getirebilsinler istiyorum…
Yoksa tarih onları affetmeyecek… |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
15/12/2009 - 20091218- AZ ŞEY Mİ BUNLAR? |
AZ ŞEY Mİ BUNLAR?
Düşüncelerin seslisi de oluyor, sessizi de…
Gönülleri kıranı da oluyor, ferahlatanı da…
Elbette kabul göreni de oluyor reddedileni de…
*
Düşüncelerin sesli olanı kimi zaman bir yumruk gibi, bir balyoz gibi iniverirken hedefinin tam orta yerine, kimi zaman sadece havalarda uçuşup duruyor.
Zaman içinde, boşlukta kendine bir yol bulup, kimselerin fakrında olmadan, kimseleri farkına bile vardırmadan göğün sonsuz boşluğunda kayboluveriyorlar her birileri…
Yeniden hatırlanmayı bekleyene kadar o sonsuz boşlukta dolanıp duracaklar…
Üstelik de günümüzde…
Sesli düşünceler -balık hafızalı toplumlarda- zamanla unutulacak olduğundan, yarınlara miras bile kalamayacaklar.
*
Düşüncelerin sessizine gelince (Yani sessiz düşüncelere)…
Aslında düşüncenin sessiz olanına (paylaşılmamış olanına) ‘düşünce’ denir mi, denmez mi bilemiyorum ama seslendirilemeyen düşünceler sese dönüşemediklerinden içeride hapsolup, beyinde bir takım hasarlara neden oluveriyor.
Beyinden, kalbe; kalpten mideye; mideden vücudun her tarafına kan dolaşımıyla birlikte sessizliğin zehrini bulaştırmak için dolanıp durur.
Dolanırken de; hasarlar, arazlar, arızalar bırakır vücudun belli, belirsiz yerlerinde.
Sonra hastalıklar baş gösterir, hem insanın kendisinde hem de yaşadığı yerlerde…
Suskunluğun bedeli olan hastalıklar…
Düşünceyi içeride hapsetmenin bedeli olan hastalıklar…
Ruhu kasvete sokan hastalıklar peşi peşi sıra sökün ediverir…
*
Hele de kadınlarımızda…
Sessizliği kendi iç dünyalarında hapseden, sesli düşünmekten kaçınmayı alışkanlık edinmiş olan kadınlarımızda…
Özellikle de Anadolu’daki kadınlarımızda…
Sesli düşüncelerin en hasının, en anlamlısının, en işe yararının içlerinde gizlendiği Anadolu kadınlarımızda…
Kimi zaman namus belasına, kimi zaman çocuk hatırına, kimi zaman bey korkusuna, gelecek korkusuna o içerilerinde sakladıkları sessiz düşünceler, ne zaman sese dönüşür hep merak ededururum…
Belki de yaşanan bunca sıkıntıların en önemli nedeni de budur kim bilir?
Kadınlarımızın seslendiremedikleri düşünceleri…
Sessizliğe hapsedilmiş olan bir türlü sese dönüştüremedikleri düşünceleri…
*
Bir de yazılı düşünceler var.
Sesli düşünceleri sakinleştiren, sessiz düşüncelere -kâğıt üzerine yazılarak- can veren, vücudu arızadan, arazdan kurtarmaya yarayan…
Sesli ve sessiz düşüncelere göre daha etkili, daha geniş kapsama alanı olan, üstelik kalıcı, kanıt olucu, tarihe belge olacak olan düşüncelerdir yazılı düşünceler…
Biz yazarlar, belki daha zor ve daha kapsamlı olanını yapıyoruz…
Yazıyoruz…
Yazılı düşünüyoruz…
Yani iç dünyamızda (beynimizde) yeşerttiğimiz düşüncelerimizi -kâğıda serpiştirerek sonsuza değin kalıcılığını sağlamak adına- yazıyoruz.
Kabul görüyoruz veya reddediliyoruz ama içimizdeki, düşüncelere olabildiğince özgürlük veriyoruz…
O nedenle de yazılı düşünüyoruz.
Yazılı düşünüyoruz; çünkü biz yarın göçüp gittiğimizde arkamızdan gelenler nelerin olup bittiğini, neleri yanlış, neleri doğru seslendirdiğimizi (Tarihe miras bıraktığımızı) bilsinler ve öğrensinler…
Yanlışımızı da doğrumuzu da -gönüllerince- yorumlasınlar istiyoruz…
O nedenledir ki; sessiz düşüncelerimizi, sesli düşüncelere, sesli düşüncelerimizi yazıya, yazılı düşüncelerimizi de yarınlara bırakıyoruz…
Az şey mi bunlar?
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
14/12/2009 - 20091216- VELHASIL EFENDİM!... |
VELHASIL EFENDİM!...
CHP Avcılar ilçe kongresinin yaklaştığı şu günlerde düşüncelerimi -izninizle- yazılı düşüneyim istedim.
Önce tespitlerim:
İlçe’de seçim heyecanı var mı?
Pek görülmüyor…
Peki, içten içe bir heyecan var mı?
O var gibi sanki!
Var da insanlar heyecanlarını içlerine hapsetmişler…
Ne demek bu?
Özellikle muhalefet sanki işi ağırdan alınıyor…
Muhalefetin adayı kim veya kimler, henüz belli bile değil.
Bu neyi gösteriyor?
Bu durum delege seçimlerinde mevcut ilçe yönetiminin iyi çalışmış olduğunu, işi şansa bırakmadıklarını mahallelerde delege ağırlığını elde etmiş olabileceklerini…
* Öte yandan da gönüllerinden adaylığı geçirenlerden bir taraf Başkan Değirmenci’nin işaretini beklerken, diğer taraf eski başkan Bayram Acar’ın neler yapıp yapmayacağını kolluyorlar herhalde!
Eski başkan Acar’ın yeniden seçime girme gibi bir niyeti olmasa da eğer partiden ısrar gelir ve “Seni yeniden ilçe başkanı olarak görmek istiyoruz, adayımız sensin!” denilirse buna da karşı koyabilir mi bilemiyorum!
*
Bir de Mevcut ilçe başkanı var…
Avcılar Belediye Başkanı Değirmenci “Benim adayım Cafer Uçak’tır.” diye bir- iki hafta öncesinden açıklamış…
Bu da tuhaf!
Bu açıklamanın arkasında bir çapanoğlu vardır.
Ve bu açıklama -kanımca- bir anlık yapılan bir açıklama olup, duygu yoğunluğunun olduğu bir anda açıklanmıştır…
Daha düne kadar kendilerini görevden aldırmak isteyen Değirmenci (-ki bu aynı zamanda Cafer Uçak’ın da ifadesidir) bugün “Benim adayım Cafer Uçak’tır” desin!
Bu biraz düşündürücü değil mi?
*
Değirmenci, Cafer Uçak’ı destekleyene kadar meclis üyeliği listelerinin hazırlanması sürecinde birlikte çalıştıkları partili arkadaşlarından (ki içlerinde çok yetenekli, dernekçiliği ve siyaseti bilen partililer da var) birini sahiplenseydi keşke.
Hem daha doğru olurdu hem de daha inandırıcı.
Üstelik böylesi daha da şık olurdu. Çünkü bir vefa örneği gösterirdi…
Ama o görevden aldırmak istediği ‘Cafer Uçak’ı’ desteklediğini söylemiş…
Hangi özelliğinden dolayı destekliyor?
Hangi tecrübesinden…
Hangi çalışmalarından…
Hangi gayretinden…
Hangi örgütçülük becerisinden…
Hangi hatipliğinden…
*
Sakın kimse beni yanlış anlamasın…
Başkan Cafer Uçak tecrübesiz, parti dinamizmini harekete geçiremez, gayretli değil, örgütçülük yetenekleri zayıftır, demiyorum…
Hiç kuşkusuz bu özelliklerini yaptığı kısa süreli başkanlığı döneminde (-ki yaşadığı olumsuzluklar da göz önüne alınırsa) gösterememiş olabilir. Ancak, eğer Başkan Değirmenci, desteğinde samimi ise destekleme gerekçeleriyle birlikte -üstelik geçmişte kendisine haksızlık yaptığını da kabullenerek- açıklasaydı, hem daha doyurucu ve inandırıcı olur hem de hem de Cafer Uçak’ın hakkını kendisine teslim etmiş olurdu.
*
Velhasıl efendim, görünen o ki CHP en az iki kanat…
Bir yanı Mustafa Değirmenci, diğer yanı da devrik başkan Bayram Acar…
Dengeleri kim bozacak, şunun şurasında bir şey kalmadı…
Hepsi, hepsi üç hafta bir şey…
Ne diyelim memleketin durumu ortada…
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
13/12/2009 - 20091215- ELBETTEPARTİ KAPATILMASI HOŞ DEĞİL... |
ELBETTE PARTİ KAPATILMASI HOŞ DEĞİL…
T.C. yasalarına göre siyasi parti hüviyetini kazanıp mecliste gurup oluşturan ve her biri ‘milletvekili yemini’ ederek ülkenin geleceği adına namus ve şeref sözü verenler, bugün terör belâsının tam da ortasındalar…
Üstelik -kanaatler o yöndedir ki- kendi iradelerinin dışında ve talimatlarla da hareket ederek, ülke çıkarlarının korunması adına değil, talimatların gereğini yapma adına, vekiller dokunulmazlık zırhına bürünerek, yerel yöneticiler siyasi otoritelerini kullanarak, bölgede PKK terör eylemcilerine güç verdikleri, var olan bu kanaatleri doğru çıkarmaktadır.
Evet, onlar fiilen o terörün içinde değildiler belki ama Mehmetciklerin şehit edilmesinde yapılan onca sokak eylemlerinde de “Bunları yapanları eleştirme bir yana sahiplenmeye kadar gitmekten” hiç çekinmediler…
Bütün bu yapılanlar masum hak arama taleplerin ötesinde, kurtuluş savaşı öncesi düşmanlarının yaptıkları gibi acımasızca saldırılar yapılıyor.
Dağlarda ve şehirlerde şiddet yaşanırken, dokunulmazlık zırhına bürünmüş olanlar yaşanan şiddeti görmezlikten gelerek, bir anlamda yapılanları ‘mubah’mış gibi görmenin rahatlığı içindeler…
*
Sanki danışıklı dövüş…
Partinin Genel Başkanı daha yapıcı ve daha uzlaşıcı söylemeler verirken, mensubu olduğu partinin eş başkanı ve vekilleri tam tersine, daha tehditkâr ve daha kışkırtıcı söylemlerle kargaşanın büyümesinden, körüklemekten hiç de rahatsızlık duymuyorlar…
*
Hep söylendi ve yazıldı.
Amaç belli…
Amaç daha iyi bir yaşam, bölgeye istihdam sağlayacak işyerlerinin, eğitim ve öğretim yuvalarının açılması; bölgenin eğitim, sosyal ve kültürel yönden geliştirilmesi çabaları değil.
Amaç; içeride bağımsız, dışarıda merkezî hükümete bağımlı ve merkezi hükümet tarafından ekonomik olarak desteklenecek bir yapı oluşturmak…
Bunun Türkçesi Misak-ı Millî sınırların delinmesi değil mi, aslında?
Aslında 86 yıl sonra itilaf devletlerinin hedeflerine ulaşması olmuyor mu?
Bütün bu yapılanların Türkçesi bu değil mi?
*
Sonunda hukuk iki yılın sonunda bu siyasi partinin teröre destek verdiği ‘kanı’ olmaktan çıkıp somutlaşınca, iki yılın sonunda oy birliği ile verilen kapatma kararıyla bir partinin daha yaşamına son verilmiş oldu…
Evet, hukuk, gereğini yaptı…
Üzücü bir şey mi?
Bir siyasi partinin kapatılması hiç kuşkusuz üzücü bir şey…
Diğer taraftan; bir siyasi partinin de terör eylemlerine destek vermesi; üzücü, ürkütücü ve ülkenin geleceği adına korkutucu değil midir?
*
Peki, bundan sonra ne olacak?
Bu sıcak süreçte; kargaşa, eylem, protestolar devam edecek…
Velhasıl sis önümüzü iyice kapatmaya başladı…
Bundan sonrasında sine-i millete dönülmeyeceğine göre neler olacak, beklenip görülecek.
Bekleyelim, görelim…
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
13/12/2009 - 20091214 - MALATYA GÜZEL ŞEHİR |
MALATYA GÜZEL ŞEHİR
MALATYALILAR GÜZEL İNSANLAR VESSELÂM…
Uçağın tekerlekleri Malatya havaalanının pistiyle buluştuğunda derin bir “ohh!” çektim.
Uçağın kapısı açılıp da yolcular inmeye başlayınca ilk önce Malatya’nın üşüten soğuğu karşılıyordu bizleri.
*
Havaalanından ayrılıp şehre doğru ilerleyince Malatya’yı daha bir başka, daha bir değişmiş, daha bir farklı gördüm…
“Ne gibi meselâ?” derseniz, anlatayım…
Hemen, hemen bir yıl önce devam eden işlerin birçoğu tamamlanmış…
Meselâ Malatyalıların çok ciddi eziyet çektiği şehir merkezindeki “alt geçit”in yapımı tamamlanarak trafiği rahatlatmış.
Malatyalılar öyle diyorlar.
Havaalanı yolu yaklaşık iki buçuk, üç ay önce açılmış. İki gidiş, iki dönüş olmak üzere dört şeritli bölünmüş yol olmuş ki, bu yolda da trafik çok rahatlamış.
*
Malatya’da ‘Kayısı’ Malatyalının her şeyi olduğunu bilmeyen var mı, bilmiyorum…
Malatya’yı ‘Malatya’ yapan en önemli faktör de kayısı olsa gerek…
Eskiden ‘don’ yaptığında vurgun yiyen kayısı, Malatyalıları üzerken, şimdi onun da çözümünü bulmuşlar. Kayısı ‘don’ tehlikesine karşı sigorta yaptırılıyor, karşılaşılan zararı da sigorta ödüyor. Bu durum Malatya kayısı üreticisine oldukça nefes aldırmış. Velhasıl işin üstüne daha cesaretle gidiyorlar…
*
Malatyalılar şimdi de Büyükşehir olmaya göz dikmişler.
Kulis çalışmalarına da çoktan başlanmış bile.
Buna önce kendilerini inandırmış olmalılar ki, hemen herkes söz birliği etmişçesine “Malatya Büyükşehir olmayı hak etti” diyorlar. Merkez nüfusunun 500 bini çoktan geçtiğini, söylüyorlar…
Tamamlanmış iki organize sanayi bölgesinin yanında 3. organize sanayi bölgesinin yeri de belirlenmiş…
Türkiye’nin ve dünyanın sayılı markaları Malatya’da çoktan görücüye çıkmış. Yılın son aylarında açılmış olan Malatya Park ile Malatya yeni bir çehre kazanırken, hiç kuşkusuz birçok küçük esnafı da üzmüş olduğu gözlerden kaçmıyor.
Yine yılın son aylarında Malatya’ya yakışır beş yıldızlı modern bir ‘belediye hizmet binası’ Malatyalıların hizmetine açılmış.
Turizmin göstergesi olan 5 yıldızlı otellerden ilki (Anemon) havaalanı yolu üzerinde yine bu yıl hizmete girerken, halk arasında önümüzdeki yıl içinde başlayacağı dillendirilen 20 katlı yeni bir 5 yıldızlı otelin de Malatya’ya çok önemli katkı sağlayacağına inanılıyor.
*
“Malatya bu kadar büyük oteli kaldırır mı?” diyorum…
“Neden kaldırmasın ki? Hem de daha da fazlasını kaldırır,” diyorlar…
*
Malatya’dan ayrılma vaktim geliyor ve başında “VİP” yazan bir Malatya otobüs firmasıyla Kayseri’ye gitmek üzere 7 Aralık 2009 günü saat 12.30’a yerimi ayırtıyorum
Her şey buraya kadar iyi giderken, Malatyalıların konukseverliği, alkışlanırken, başında “VİP” yazan otobüs sorumlularının yolcularına karşı ilgisiz tavırları, beni gerekten çok üzdü.
Kendi adıma bir daha önünde arkasında “VİP” yazan hiçbir otobüs firmasıyla yolculuk yapmam.
*
Sonuç olarak görünen o ki Gaziantep, Adana ve Kayseri’ye ciddi bir rakip geliyor.
MALATYA…
İleride kendinden ne kadar bahsettireceğini hep beraber göreceğiz…
“Malatya, Malatya bulunmaz eşin” diye boşuna dememişler gerçekten de…
Eşi bulunur mu, bulunmaz mı bilmem ama Malatya güzel şehir, Malatyalılar güzel insanlar vesselâm…
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
Hakkımda
Yunus ARIKAN'ın yazıları...
Kategoriler
Arkadaşlarım
• Blogcu Yardım
|